Self Promotion

Nasıl Yaptığın mı Nasıl Sattığın mı Önemli?

Geçenlerde bir arkadaşım belirli bir konuya hakim veya konu ile ilgili bir vasfı olmadığı halde konunun uzmanı, üstadı vb. gibi anılan insanların çoğaldığını, üstelik izleyici kitlesinin de içi boş kişilere veya başarısız işlere prim verdiği ve alkış tuttuğundan yakındı. Bu tür yakınmaları son zamanlarda çok duyduğum için müstehzi bir şekilde gülümsedim ve sık tekrarladığım bir tespiti söyledim:

Nasıl yaptığın değil nasıl sattığın önemlidir.

O, bu tespite karşı çıkınca hararetli bir tartışmaya başladık. Arkadaşım niteliğin, nicelikten çok daha önemli olduğundan dem vururken ben, ona kesinlikle katıldığımı ve sonuna kadar da haklı olduğunu, ancak çağımızın imaj ve reklam çağı olduğunu, dolayısıyla ürün ne kadar iyi olursa olsun “iyi bir ambalaj ve pazarlama” olmadan yüksek fiyatla ve fazlasıyla satılamayacağını anlatmaya çalıştım. Keza benim teorime göre çok kötü bir ürün de aynı şekilde iyi pazarlanarak yüksek satış rakamlarına ulaşabilirdi.

Ama ikimizin de birleştiği nokta aynıydı: Ne kadar iyi pazarlansa ve yüksek satış rakamlarına ulaşsa da kötü ürün/iş, sahiplerini de başta kandıran bir geçici ivme sonrası düşüşe geçmeye ve zaman içinde yok olmaya mahkumdu. Internet dünyası bu gibi ürün ve projelerle dolu oldukça büyük bir mezarlık halinde. Gerçek hayatta ise çok daha eski geçmişe dayanan sayısız örnekler mevcut. Herkesin hatırlayacağı Cola Turka örneği hala hafızalardadır diye düşünüyorum. (Kısa sürede %25’lere varan pazar payından sonra geldiği nokta hepimizin malumudur.)

Bugünlerde Sosyal Medya, herkesin bir ucundan tutmaya çalıştığı popüler bir kavram ve iş kolu. 2010 yılında çok daha konuşulur ve geniş kitlelerce bilinir olacak. Ama daha şimdiden başlayan görülmemiş iştahla girişilen boş ve yararsız imaj oluşturma çalışmaları, faydasız işler ve hunharca tüketilen müşteri memnuniyetleri pek de sağlıklı bir noktada olunmadığını gösteriyor. Ben bunu biraz da Internet balonunun patladığı o meşhur 2000 krizine benzetiyorum.

O dönemi yaşayanlar korkunç bütçelerle, fütursuzca harcanan müşteri güven ve sadakatinin nasıl büyük bir krize dönüştüğünü hatırlayacaklardır. Zaman içinde işini iyi yapan ve farklılaşan kurum/kişilerin nasıl suyun üstünde kaldıklarını da… Sözün özü: işini bilerek ve hakkıyla yapanların çekinmesine gerek yok. Bu karmaşa ve tufan dindiğinde sakin ve berrak sularda yoluna devam edenler yine onlar olacaklar.

1 Comment

  1. Harikalar DiyarındanReply31 Ocak 2010 at 13:23 

    Sonuna kadar katılıyorum ancak herkes yapabildiği işi yapsın demeden de geçemiyorum. Rekabet bana göre değil sanırım. Benim gördüğümü herkes görebilecek, pazarlama olmadan satın alacaklar zannediyorum. Satın almaya geniş bakmak lazım, illa ki parayla satın almamızşart değil. TV’deki reklamları değiştirmeden izliyor, ya da bir blogu 3 dakikadan fazla geziyor isek, onu da satın almış oluyoruz.

Bir Cevap Yazın