Dostluk Nedir?

Dostluk Kavramı

Geçen sene sonlarına doğru arkadaşlık kavramı üzerine bazı şeyler yazmıştım. Dün bir arkadaş sohbetinden sonra aklıma çocukluk zamanlarımdan kalma eski bir öykü düştü ve o yazıda da geçen dostluk kavramını yeniden sorgulamaya başladım.

Bu öyküye göre zamanında bilge birine padişah tarafından gönderilen bir fermanla talebelerinin yalnız ilim ile meşgul olmaları için, vergi ve askerlikten muaf tutulduğu bildirilmiş. Bunu duyan pek çok kişi, vergi ve askerlikten kurtulmak için o bilgenin talebesi olduğunu söylemeye başlamış. Bunlar zamanla o kadar çoğalmış ki, o vilayetin mali ve askeri düzeni bozulmuş. Sonunda sultan, bilge kişiden talebelerinin bir listesini istemek zorunda kalmış.

Bilge de şehrin meydanında bir çadır kurmuş ve: “Bize mensuplar ve talebem olanlar burada toplansın.” diye ilan etmiş. Bilgenin talebesi olduğunu söyleyen herkes, akın akın gelip meydanı doldurmuş. Bilge: “Yoldaşlarım! Bana intisab eden talebelerimi bugün burada kurban etmem emredildi. Canını, malını bana feda eden çadıra girsin.” demiş ve elinde keskin bir bıçak ile çadırın kapısında beklemeye başlamış. Bütün meydandakileri bir korku almış, uğultular yükselmeye başlamış. Vergiden kaçmak için talebe görünenler; “Bu ne biçim mürşit; bu nasıl müritlik?” diye söylenip duruyorlarmış.

Bu sırada topluluktan, bir erkek ile bir kadın kalabalığı yararak doğruca çadırın içine girmişler. Arkalarından bilge de girmiş ve daha önceden çadıra koyduğu koyunu içeride kesivermiş. Koyundan fışkıran kanlar çadırdan dışarı akmaya başlayınca kanı gören herkes korkup kaçmaya başlamış. Meydanda kimse kalmamış.

Daha sonra dışarı çıkan bilge: “Anladık ki, sadece iki talebemiz varmış. Bunlardan başka herkes, vergi vermek ve askerlik yapmak suretiyle, devlete olan borcunu ödemelidir.” diyerek sultana durumu bildirmiş.

Hikaye, tabiatı gereği oldukça uç noktada bir sadakati temsil ediyor. Günümüzde sadece romantik ve duygusal söylevlerde rastlanan dostluk kavramına dair düşüncelerim ise hala aynı.

Hayatımın her döneminde bu insanlardan genelde yalnızca bir tane bulunuyor ve tıpkı aşklar gibi yine ikisi aynı anda yürümüyor. Bu tür bir insanın hayatta karşınıza çıkma olasılığı çok az olduğu için, bulduğunuzda da onun kıymetini bilmeniz oldukça önemli. Yıllarca görüşmeseniz bile tekrar karşılaştığınızda aynı coşkuyla sarılacağınız kişilerdir bunlar. Dostların da tıpkı hayatımızın aşkları gibi bir insanın hayatına minimum 10 yılda bir geldiğini ve ender bulunduğunu düşünüyorum.

Benim şu ana dek dostum dediğim iki insan oldu hayatımda. İkisinde de gözlemlediğim ortak nokta şu: birbirimizin, kendimizden bile saklamış olduğumuz en derinlerimizde olan bir şeylere (duygu, düşünce, huy, acı, anı vb.) dokunmuş olmamız.

Bu tek taraflı da oluyor, karşılıklı da. Ama sonuç hiç değişmiyor: Arkadaşlar, hayatınızdan geçen yolcular gibi. Ama içinizde hep biri devamlı olarak kalıyor: o da dostunuz.

Dün gece bir kez daha anladım ki hayatımdaki yegane dost yine yanıbaşımda. Çıktığım yolda yalnız olmadığımı bilmek güzel. Artık içim rahat.

Bir Cevap Yazın