30. Yaş

Bir 30 Yaş Yazısı

Günlük tutmanın en güzel yanlarından biri de dilediğiniz zaman kişisel tarihinizde ayrıntılı bir yolculuğa çıkabilmeniz.

Benim gibi unutkanlığı meşhur adamlar bile günlükler sayesinde birçok şeyi yıllar sonra, sanki o ana gidecek kadar detaylıca hatırlayabiliyorlar. Örneğin aşağıdaki satırlar 18 yaş günlüğümden:

Bu ülkede kendisine verilen özel önemden dolayı 18 yaşımı başka bir hevesle beklemiştim. Zannediyordum ki bu yaşa girince herşey kendiliğinden hallolacak, bütün kapılar önümde açılacak ve ben artık standartları oturmuş, arzu ettiği yaşama ulaşmış, olgun bir adam olarak hayatıma devam edeceğim. Ama öyle değilmiş!

Simyacı’nın “kişisel menkıbe” kavramı yıllardır aklımın bir köşesinde duruyor. Benim kişisel menkıbem: birgün iyi bir yazar olmak. Romanlarımla kitlelere ulaşıp, insanların hayallerinde canlandırdığı kahramanlar yaratabilmek. Onları kendi öykülerime dahil edebilmek…

Bunun dışında yaşama dair çok pahalı ve ulaşılmaz hedeflerim yok. Çekirdek bir aile, bir kız ve/veya bir erkek çocuk, istediğim şeyi istediğim zaman alabilmeme yetebilecek maddi gelir, kendime ait bir iş ve sürekli yeni yerler, yeni tadlar-keyifler keşfederek hayattan zevk almak. Bunları 30 yaşıma kadar başarabilir miyim? Bilmiyorum ama en azından deneyeceğim.

Bu satırları yazdığım günden bu yana, özellikle de son beş senedir 30 yaşıma doğru geri sayıyorum. Bunca zaman hala o 18 yaşındaki genç gibi senelerce 30 yaş korkusuyla yaşadım. Hedeflerimi ve istediğim hayat standartını yakalayamama korkusu ile sürekli çalıştım, kendi fırsatlarımı yaratmak zorunda hissettim kendimi. Şimdi yukarıdaki listeye baktığımda iki şey hariç tüm hedeflerimi tutturmuş görünüyorum.

Bir aile kurmuş, kendi işimin sahibi olmuş, hatta sonrasında da yeni yatırımlara yelken açmış, canımın istediği şeye anında ulaşabilecek maddi kazanca kavuşmuşum. Sürekli yeni yerler, yeni lezzetler, keşifler peşinde serüvenden serüvene koşmaya da devam ediyorun. Listedeki iki eksik var: bir kız çocuğu ve bir roman…

Kız çocuğu özlemi iki erkek çocuktan sonra yeterince egale olmuş ama 3 senedir üzerinde (çok uzun aralıklarla da olsa) çalıştığım roman hala bitmemiş. Bugün geriye dönüp baktığımda istediğim herşeyi elde etmiş ve hedeflerine ulaşmış bir adam olarak içim rahat. Geriye bir tek konu kalıyor: “kişisel menkibem“: roman.

16 yaşından beri günlük tutuyorum ve bu günlüklerin içinde çok mahrem şeyler var. Muhtemelen ben öldükten sonra bunlar insanlar tarafından okunacak. Bunca zaman zarfında tarihe düştüğüm notların arasında onca yaşanmışlık, tecrübe, başarı, yıkım, sevinç, hüzün, mutluluk, dram, neşe, sadakat, ihanet, yalan, gerçek, aşk, kadın, erkek, arkadaşlık, dostluk, ortaklık, aile, sevgi, iş, imkansızlık, şans, ölüm, doğum, affetme, fedakarlık ve daha birçok şeyin sindiği satırlarda değişmeyen tek bir şey var: yazmak!

Hayat beni hala şaşırtmaya devam ededursun, kaderimin beni götürdüğü yere doğu hızla ilerliyor ve bugün, benim için önemli bir durak olan 30 yaşımda, hala aynı heyecanla içimden hep aynı cümleyi fısıldıyorum:

Hiçbir şey hayat kadar şaşırtıcı olamaz. Yazı hariç… *

3 Comments

  1. ÜlküReply19 Aralık 2011 at 17:33 

    Okumaktan keyif aldığım için nice mutlu yıllar diliyorum.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.