
Bu yıl internet 22 yaşını dolduruyor. İlginç bir şekilde bu yıllar tıpkı biz insanlar gibi aklının başına geldiği, olgunlaştığı ve artık ebeveyn himayesindeki bedava hayatı bıraktığı dönemin başlangıcı olacak. Elektronik ticaret ekosistemini oluşturan birçok yeni şirket ve medya sitesi nihayet büyük paralar kazanmak için ciddi planlar yapıyor. Devamı »

Bu yazıyı okuyan -hemen- herkesin bir darbe dönemini yaşadığı Türkiye’de, özgürlüklerin sindirilmiş ve uygulanabilir olduğunu söylemek henüz mümkün değil. Ancak içinde bulunduğumuz konjonktüre baktığımızda darbe yöntemiyle oluşturulan totaliter rejimler artık gerçeklikten uzak gözüküyor. Bunu sağlayan en önemli etkense çok tanıdık. Devamı »

Bir süredir iş yoğunluğu nedeniyle ülke gündeminde neler olduğunu pek takip edemedim. Arada bir göz ucuyla baktığım Twitter gibi hızlı güncellenen platformlarda gezmek, birkaç haber sitesine bakmak gündemin hızla değiştiği bu ülkede yeterli olmuyor. Devamı »

Dünyanın en ünlü pazarlama bloglarından Marketing Conversation™ ilginç başlıklı bir yazı yayına aldı: Social Media Jackass. Yazı başlığının “Sosyal Medya Ahmağı / Eşeği” gibi bir anlamı var. İlk başta esprili bir başlıkla gene ilginç ve bilgilendirici bir makale olacağını düşündüm. Ancak yazının her yerinden tek kelimeyle “isyan” fışkırıyordu. İçeriği itibariyle çok ilginç bulduğum bu yazıyı ben de Google Reader üzerinden paylaştım. Ancak bir saat kadar sonra baktığımda yazının siteden uçurulduğunu farkettim. Kaçıranlar için yazının orijinalini ve çevirisini aşağıya koyuyor, yorumu da size bırakıyorum. Devamı »

Her geçen gün yeni site engelleme haberleri görmek adetten olduğu için, artık pek rağbet görmüyor. Ne zaman ki büyük ve kullanıcı sayısı yüksek servisler engelleniyor, işte o zaman yeniden sansür tartışmaları alevleniyor. Yakında sanırım bunlar da “adi haber” vasfını kazanarak gözümüze batmamaya başlayacak. Kısacası toplum olarak, ne yazık ki her şeye olduğu gibi sansüre de alışıyoruz. Giderek daha da komikleşen bu süreçte geçmişe baktığımızda ne yazık ki sansür karşı hareketlerin de giderek sığlaştığı ve sıradanlaştığı gözlemleniyor. Myspace ve Last.fm‘in kapatılmasının ardından yaşananlar ise bunun en trajikomik örneği olarak tarihe geçti.
Internet’in ilk yıllarında bu yeni dünyanın tanıtımı ve kitleler tarafından bilinirliğinin artması için The Net adlı bir film yapılmıştı (Türkçe adı: Internet’te Av). Film gişede pek başarılı olmasa da medyada ilgi görmüş, öyküsü nedeniyle de Internet’in daha ilk günlerden insanların yüreğine korku salması sağlanmıştı. Filmden yola çıkarak birbiri ardına şöyle başlıklar ve akabinde de çılgınca yorumlar gelmişti: “Internet’te av”, “Internet’te sörf”, “Internet’te seks”, Internet’te aşk”, Internet’te şiddet”, “Internet’te…”
İşte bu “çocukluk travması”nı bir türlü atlatamayan geleneksel mecraların yazarları; günden güne gelişerek büyüyen bu yeni medyayı önceleri küçümsediler, sonraları şaşırdılar, sonra sömürmeye ve tüketmeye, nihayet de kötülemeye başladılar. Zaman içinde bünyelerinde istihdam ettikleri bilişimci yazarların da -birkaç istisna dışında- konuya neredeyse onları aratacak derece de bihaber kalmaları yaşanan komediye şiddeti de ekler duruma geldi.
Web sektörünün hızla büyüdüğü ve umut verici gelişmelerin yaşandığı son bir kaç yıldır da yılmadan, ısrarla Internet’e karşı bir linç kampanyası sürüyor. Komplocular mı ararsınız, tu-kakacılar mı, düzeysizlikten dem vuran elitler(!) mi?.. Hakaretin bini bir para, bazı yazıları görünce yazarının psikolojisinde ciddi sorunlar olduğunu düşünüyorum. Hastalıklı ve hayli sıkıcı bir film izlemeye başladık anlayacağınız. Bunun son örneğini sabık PR’cılarımızdan Ali Saydam’ın Akşam’daki köşesinde görüyoruz:
Biz ortalıklarda yokken Internet ortamında bir Facebook kasırgası esti ki sormayın. Bizim sektörden medyaya, sokaktaki insandan pazarlama uzmanlarına dek herkes bunu konuşur/kullanır oldu. “Nedir?” diye soranların olmadığını düşünerek açıklamaya gerek duymuyorum. Benim takıldığım nokta Internet ile ilgili hemen her konuda olduğu gibi bu konuda da temelsiz, desteksiz, komplo merkezli, uzaktan uzağa tenkit/haset merkezli yorumlar ve yaklaşımlar.
Bunun en belirgin örneğini yine sevgili medyamızda görebilirsiniz. Milyarlarca dolarlık medya devlerinin bol haneli maaşlı bilişim üstadı(!) yazarları, diğer Internet fenomenlerinde olduğu gibi önce bolca övüp, göklere çıkartıp, sonra işin parasal yönüne dair (zengin malı/züğürtçenesi ikilemi) yoğun irdelemeler yaptılar. Sonrada sıra tabii ki komple teorilerine geldi. Şu tür başlıklardan son zamanlarda bolca gördünüz değil mi: “Dikkat Facebook bilgilerinizi çalıyor!”
Efendim “temiz” medyamızın “en temiz” gazetelerinden Sabah, “Temiz Internet Kampanyası” başlatmış. Son dönemde Internet üzerinden yapılan dolandırıcılık, çocuk pornosu, spam ve hack çeteleri haberleriyle Türkiye’de Internet’e bakışın olumsuz etkilendiği bir gerçek. Internet’teki sahtekarlık girişimleri yeni bir şey değil. Ancak bizde herşey sonradan keşfedildiği için Internet kullanımın yaygınlaşmasıyla bu gibi münferit olayların çoğalması da gayet doğal. Yine de Inernet’in “kirli”, “kötü”, “pis”, “öcü” veya “boş bir eğlencelik” olarak nitelendirilmesinin ve imajının zedelenmesinin bütün sorumlusu Internet kullanıcıları mıdır?

Herşey birkaç gün önce e-posta adreslerine gelen yeni bir forward zinciriyle başladı. E-postayı gönderenler yeni bir “vatansever hareket” başlatmış; biz duyarlı ve ülkesini seven internet kullanıcılarını YouTube‘de yer alan “Atatürk’e Hakaret” içeren bir video’ya karşı eyleme çağırıyordu. Çok geçmeden işin aslı anlaşıdı. Bir Türk, “HOMOX STARTS…” adlı bir video ile bütün Yunanlıları gay ilan etmiş, atalarına da küfür etmişti. Muhtemelen bir Yunanlı da o videoya cevaben “Kemal Gay Turk” başlıklı video hazırlamıştı. Gerisini de biliyorsunuz zaten.