Günlük tutmak ilginç bir eylemdir. Günlükler, tutanlara göre onların ayrılmaz bir parçasıyken, aynı zamanda bir çok kişiye anlamsız da gelebilir. Bir düşünün: hayatınıza dair önemli sırların ve iç dünyanızdaki düşüncelerin önemli bir bölümünü kayıt altına alıyorsunuz ve bunları herkesten bir sır gibi saklıyorsunuz. Bir nevi kendi kendinize konuşup, sesinizi kaydetmek gibi.
Yaklaşık 12 yıldır günlük tutuyorum ve hayatın bana değen birçok önemli noktası bu günlüklerde kayıt altında tutuluyor. İlk gençlik yıllarımdan birinde günlüklerimden birini başkasının kurcalaması sonucunda yaşananlar beni korkunç bir ikilem ile karşı karşıya getirmişti: Madem kimsenin okumasını istemiyordum, o zaman niye yazıyordum bütün bunları? Bir blog açma fikri işte tam burada devreye girdi. Sonuç oldukça güzeldi. Günlüğüme yazdıklarımdan çok özele girmeyenleri ve hatta daha fazlasını blog’a yazabiliyor ve herkesle paylaşabiliyordum. Ta ki Manhem‘de işler çığrığından çıkıncaya kadar…
Yaklaşık bir haftadır kaygı ile beklediğim gün sonunda geldi. Ama bu defa beklediğim gibi melankolik bir doğum günü geçiremedim. Çünkü bu defa bir önceki yazıda bahsi geçen harika insanlar önce bir gece yarısı sürprizi yaptılar. Sonrasında ise gün boyu gelen telefon, mesaj, mail vb yollarla gelen kutlamalar beni iyice şımartır oldu. Üstüne bir de gelen inanılmaz güzellikteki çiçekler ve ofiste beklemediğim bir şekilde sıradışı kutlama partisi… Ayaklarım iyice yerden kesildi. Sanırım geçirdiğim en güzel doğum gününü yaşıyorum.
Efendim nihayet uzunca bir zamandır aklımda olan ve sürekli sitemli mesajlara sebep olan çalışmayı gerçekleştirebildik. Eski Manhem’in bütün arşivini yeni Manhem’in arşivi ile birleştirdik. Bana kalsa gene çok daha uzun süreler ertelenecek olan bu işin arkasında becerikli asistanımız Seda var. Zira delirmedikçe veya ıssız bir adaya düşüp de bolca vaktim olmadıkça 492 yazı ve 821 yorum’u buraya aktarabileceğimi hiç sanmıyordum. Buna bazı yazıları elemek de dahil.
Efendim nihayet nekahet dönemini atlattım ve yeniden ayaklandım. Bu 20 günlük süreç zihinsel olarak oldukça iyi geldi. İlgilenen herkese çok teşekkürler. Dolmakalem‘in 1. yılının dolacağı (3 Nisan) gününe dair planlar ve sürprizler üzerinde çalışmalara başladım. Manhem’de artık eski sıhhatine kavuşacak kısmetse. Zihnim bana eski günlerle ilgili oyunlar oynuyor sürekli… Özlemişim buraları.
Uzun zaman oldu yazmayalı. “Neler oluyor?” diye soran bir çok mesaja buradan topluca cevap vereyim: Bu uzun aranın tek bir sebebi yok aslında. Birçok nedenden dolayı yazamıyorum son zamanlarda buraya. Bunların ilk aklıma gelenleri sırasıyla şöyle:
Hastayım: Yaklaşık 3 haftadır çeşitli hastalıklarla uğraşıyorum. Biri bitip diğeri başladı. Biraz perişan oldum ama yavaş yavaş toparlanıyorum. Çarşamba günü bir ameliyat geçireceğim, sonrasında herşey bitmiş olacak kısmetse.
Yoğunum: Hastalıklarla birlikte gerek işte, gerekse özelde kafamda binbir tilki dolaşıyor. Biriken işler, yapılması gerekenler, planlamalar vs. derken kendimden geçmiş bir halde günleri birbirine karıştırıyorum.
Kafam Karışık: Tüm bu hengame arasında yazı yazmaya vaktim olmamakla birlikte, başladığım bir çok yazıyı da yarım bırakıyorum. Çünkü konuyu bir türlü toparlayamıyorum.
Bezginim: Sanırım bütün bunların doğal bir sonucu olarak üzerime bezginlik çökmüş durumda. Özellikle de teknik konularda bir şeyler yazmak, çevrede dolaşan seviyesiz içerikleri gördükçe bana itici geliyor.
Toparlarsak: Evet gördüğünüz gibi bu uzun aranın bir çok sebebi var. Ama yazmaktan vazgeçmiş değilim. Zira yazmak benim için bir hastalık. Yazmazsam rahat edemiyorum. Bu aralar Dolmakalem‘e daha fazla vakit ayırıyorum. Orada yazmak daha çekici geliyor. Bir de tüm bunlar yetmiyormuş gibi Delifikir var başımızda tabii.
Yazılamayanları yazalım derken, esas yazacaklarımızı unuttuk sahi. Şaka bir yana köşe yazarlarını şimdi daha iyi anlıyorum. Ha akşam yazarım, ha yarın, ha şu proje bitsin derken not defterim dolup taşmış. Önümdeki satırlar çoğaldıkça daha bir ağırlaşıyor yük üzerimde. İyice siniyorum köşeme. Ama sitedeki ısrarlı takip ve gelen mailler, sonunda pes ettirdi. Aldım kalemi yine elime. 30′u aşkın notu yetiştirebilirmiyim bilmiyorum ama bir şekilde ucundan başlayacağız artık. Haydi bakalım!

Dolmakalem, Delifikir ve Manhem olarak Internet’in keyfi sansürlenmesine karşı bugün ekranlarımızı karartıyoruz. Internet yaşamdır. Yasakçı zihniyetin, yasaları hiçe sayarak yaptığı bu girişim yaşamamıza hakarettir ve biz yaşamamıza yapılan bu hakareti protesto ediyoruz. Devamı »
Bilenler bilir, doğum günlerim hep biraz melankolik geçer. Bu yıl geçen yıllara göre çok daha karamsar bir doğum günü geçirdim. Oysaki geçen yıl bir çok güzel dönüm noktası getirmişti hayatıma. Kendimi eve kapatıp saatlerce düşüncelere dalmama sebep olan ise 25 yaşı doldurmamdı. En iyi şartlarda yaşasam bile ömrümün 3′te biri geçmişti. Daha dün gibiydi 20′li yaşlara adım atmanın heyecanı. Kendimi sürüne sürüne bir pramidin tepesine çıkmış ve oradan hızla aşağıya bırakmış gibi hissediyordum.
Sonra bu durumu aşıp, daha sağlıklı düşünmeye başladım. Hep böyle olur zaten. Önce giden bir yılın ardından ağıt yakar, sonra da o yaşımı her yaşımdan daha çok severim. Bu zaman zarfında geçmişin esaslı bir muhasebesini yapıp, geleceğe dair planlar yaptım. Umarım önümüzdeki yıl çok güzel gelişmelere gebedir.
Benimle beraber yeni yaşına giren Manhem‘de inşallah önümüzdeki yıl yeni sürprizlerle yine karşınızda olacak. Hep beraber nice yıllara…
Doludizgin geçen bir yıl ve yoğun “Merry Chrismas!” bombardımanından sonra sessiz sedasız bir şekilde yeni yıla giriş yaptım. Kulağımda Barış Manço’nun 40. Yıl‘ı ile düşüncelere dalmışken hayatımdaki yılların en önemlilerinden birinin 2005 olduğunu farkettim. Hayatımın bir çok dönüm noktasını bu yıl yaşadım. Geri dönüp baktığımda bunların ezici bir çoğunluğunun sevindirici gelişmeler olması beni ayrıca mutlu ediyor. Umarım bunlara yenileri eklenir 2006′da. 2006′nın bütün okurlarım için iyi şeylere gebe olması da ayrı bir temennim. Sektör açısından bakarsak:
+ Blog devrimi
+ Web 2.0
+ Google‘ın yükselişinin artarak sürmesi
+ Adobe & Macromedia evliliği
2005′teki önemli gelişmeler gibi gözüküyor. Burada blogların bilgi paylaşmında açtığı çığır ve patlamaya bir de Web Standartları’nın yine önemli ölçüde bloglar sayesinde Türkiye’de de adının geniş kitlelerce duyulması ve yeni projelerde umut vadedici gelişmeler yaşanmasını da atlamamak gerekiyor. Ayrıca doğum günümüzün yaklaştığı şu günlerde Manhem‘in 2005′te eş-dost grubundan çıkarak kemikleşmiş bir okur kitlesine sahip olması da notu düşülmesi gereken bir gelişme. Bu vesile ile Manhem’i vareden okurlarıma sonsuz teşekkürler, iyi yıllar.
Hayır yanlış yerde değilsiniz. Burası Manhem Blog. Görüntüsü değişti biraz. Bunca zaman sonra nihayet v8 yayında. Yapılacaklar listemde bir kaç eksik daha duruyor ama önemi değişiklikler de sözkonusu:
+ Tasarım ve logo değişti.
+ CSS tabanlı ve standartlara uyumlu bir kodlama yapıldı.
+ Yorumlar kısmı yenilendi: Beni hatırla fonksiyonu eklendi.
+ Yorum yazan arkadaşların isimlerinin yanında varsa web siteleri de yayınlanacak.
+ Altyapı tamamen yeniden yazıldı.
Eksik olan ve hala hazırlanan kısımlar ise şöyle: