
Hatırlarsanız birkaç ay önce deneysel bir öykü çalışmasına başlamıştım. 2011′in son günlerinde bu çalışmayı beşinci ve son bölümüyle bitireyim istedim. Benim için kitap konusunda güzel bir ön deneyim oldu. Umarım beğenmişsinizdir. Öyküye dair fikri olmayanlar ilk bölüme gidip, adım adım ilerleyebilir. 2012′de görüşmek üzere.
Bugün benim doğum günüm. Doğum günlerini pek önemsemez, diğer günlerden çok daha sıradan bir şekilde geçirmeye çalışırım. Yaşlanmayı kutlamak, ömründen bir seneyi daha kaybetmeye sevinmek pek akıllıca gelmiyor bana. Ama bu defa farklı bir şey yapacak ve 34 senelik bir bilmeceye son noktayı koyacağım. Yeni bir hayata başlamayı kutlayacağım kendimce. Bembeyaz, şaşırtıcı bir şekilde pürüssüz ve insanın içine işleyen bir boşluk duygusu veren bu odada oğlumun elini tutarken, babamın karşımda olması garip bir duygu…
Babam gittiğinde sekiz yaşımdaydım. Herşey bir oyundu o zamanlar benim için. Zaman ilerledikçe her doğum günü, babamın döneceği ümidinin yerini bozguna bırakmıştı. Her çocuk gibi önceleri bu duyguyu içimde bastırmaya, delikanlı yıllarımın çılgın günlerinde tamamen kayıtsız kalmaya, hayata atıldığım ilk gençlik dönemimde de hırsa dönüştürmeye başlamıştım. Ama beş sene önce bir bayram günü, aslında içimdeki sekiz yaşındaki çocuğun hala babamı özlediğini farkedince bütün düzenim darmadağın olmuştu. İşte o zaman karar verdim hayatımın bu gizemli bilmecesini çözmeye… Çözdüm de.
***
Doktor oldukça şaşkın ve bozgun görünüyor. Halbuki onu ilk gördüğümde canlı ve sanki daha genç bir adamdı. Sisli bir İstanbul gününde bizi bir araya getiren odada kesif bir kan ve idrar kokusu her yere sinmişti. O donakalmış bir şekilde karşısındaki cesede bakarken, ben gayet sakin ve huzurlu hissediyordum kendimi. Dışarıdan babamı bindirdikleri ambulansın ışıkları odaya yansıyor, bu kasvetli ortama ıssız ve korkutucu bir lunapark havası veriyordu. Gözgöze geldiğimizde onun midesinin bulandığını anlamıştım. Ayakta zor duruyordu. Kaçmak ister gibi bir hali vardı. Bense duvarlardaki detayları zevkle izliyordum. Babamın son eserini…
Doktorun boş gözlerle bakmasından hala olanları anlayamadığı okunuyor. Demek ki planım sorunsuz işlemiş. Artık kendinden geçip bir kurban olduğuna iyice inanan babam, kimbilir neler zerk etmiştir beynine… Kitaplarını zevkle okuduğunuz, hayranı olduğunuz, oldukça zeki bir adamın soğukkanlı bir katil olması biraz kafa karıştırıcı bir durum elbette. Üstelik zamana yayarak tam dört ayrı cinayeti soğukkanlı ve ilginç ritüellere bağlı kalarak işlemişse.
Neyse, bunları düşünmenin sırası değil. Onlar gayet iyi anlaşacak gibi gözüküyorlar. Belirli aralıklarla kapandıkları seans odasında derin sohbetlere kendilerini kaptırırlarken, doktor merakının damağını kurutan susuzluğunu, babamın kendini yıllardır hazırladığı konuma ulaşmış halindeli hayalgücünden çıkan parıltılarla gidermeye çalışacak…
***
O gün karanlık ve rutubetli odadaki doktorla birlikte bu dehşetli sahneye bakarken, yarınki gazete manşetlerini gözümde canlandırabiliyordum. Bir anlığına derin bir nefes alıp bütün çilelerin sona erdiğini düşünerek rahatlamıştım. Oysa şimdi babamı hiç tanımadığı oğlumla tanıştırırken, bu hikayeye seçtiğim sonun ne kadar ızdırap dolu olduğunu farkediyorum. Geriye kalan tek şey: biraz kül, biraz duman…
Bugün yeni bir yaşa değil yeni bir yaşama başladım. Artık hayatımda sorulara, meraklara, acılara, yenilgilere, kabullenişlere ve suskunluklara yer yok. Oğlum ise bütün çocukların ihityacı olan şeye; hayatını ona adamış bir gerçek bir babaya sahip olacak. Bütün bunlara rağmen bir gerçek canımı sıkıyor: asla babamdan daha iyi bir yazar olamayacağım. Çünkü ben asla onun kadar büyük, güzel ve gerçekçi yalanlar söyleyemem….
SON
Yorumunuz: