
Bir süredir iş yoğunluğu nedeniyle ülke gündeminde neler olduğunu pek takip edemedim. Arada bir göz ucuyla baktığım Twitter gibi hızlı güncellenen platformlarda gezmek, birkaç haber sitesine bakmak gündemin hızla değiştiği bu ülkede yeterli olmuyor. Biraz bocaladıktan sonra bunun en iyi yolunun arşivleri taramak olduğunu farkettim. Bu anlamsız harfler bütünü de okuduğum an beni dumura uğratan bir haberin linkini bir arkadaşıma gönderdiğimde onun verdiği tepki aslında.
Kendimi bildim bileli kültürel yozlaşmanın başlıca sebebi olarak konvansiyonel medya eleştirilir, yerden yere vurulur, suçlanır. Haklıkık payı da vardır mutlaka ama biraz dikkat ederseniz bizim de millet olarak bu tür salaklıklara bir hayli meyilli olduğumuzu görürsünüz. Tabii ki eskiden beri magazin kültürü ve medyada görmeye alışık olduğumuz çeşitli maymunluklar vardı ama hayatımın hiçbir evresinde bu kadar dangalaklığı bir arada görmedim. Bu durumun yurtdışında da bir çok örneği var ama sanırım biz zirveye ulaştık.
Basitleşme kültürü, bütün dünyada var olan ve giderek dozu artan bir akım. Popüler kültür ile zirveye çıkan, televizyonun ve yazılı basının artık neredeyse tamamını kapsayan bu kirlenme internete de sıçramış durumda. Severek kullandığımız sosyal ağlar sayesinde hızla yayılıyor ve giderek daha da çekilmez hale geliyor. Bu anlattıklarım pek mantıklı gelmiyorsa sizi şöyle alayım. Bir anlam veremediniz değil mi? Bir de bana sorun.
Ahu Tuğba‘yı çocukluğumda, sinema oyuncusu veya ünlü uyuşturucu kaçakçısı mafya babalarının yat sefası için 15 günlüğüne kiralanması gibi vakalarla anımsayan biri için bu korkunç sahne hiç de iyi gelmedi. İşin daha da ilginç yanı: bu görüntülere yapılan yorumlardan, çoğunluğun bu tiplerden (Ahu Tuğba’nın ekürileri de vardı: Meriç Erkan, Ajdar Anık, Semra Yücel, Caner Toygar vb.) ağız dolusu küfürler edecek kadar nefret etmesine rağmen deli gibi izlemesi, konuşması.
Blog furyası Türkiye’de patladığında geleneksel mecralardaki bir çok usta yazar(!) durumdan rahatsız olmuş, şikayetlerini dile getirmişti. Benim de içinde olduğum bir başka grup ise bu gelişmeden oldukça memnundu. Blog yazarlarını önemsiyor, sayılarının artmasını arzuluyor; kim, ne türde yazarsa yazsın zaten okumayan bir toplumda yazanların ve üretmenin artmasının birçok açıdan topluma faydalı olacağını savunuyorduk. Ama zamanla işin rengi değişmeye başladı.
Günlük hayattaki magazinsel egemenlik internete taşınmış, insanlar; kolay, hızlı ve üstelik bedavaya seslerini dünyaya duyurmanın etkisiyle yazı yazan/yazamayan, okuyan/okumayan, bilen/bilmeyeniyle bu akıma hücum etmişti. Eh bir de işin yorum boyutu var ki sormayın. Sadece yazmakla kalmıyordunuz, bir de hiçbir zahmet ve prosedüre katlanmadan istediğiniz yazıya istediğinizi yorumu bırakabiliyordunuz. Böylece bütün bunlara blog kavramıyla, yazıyla, yorumla ilgisi olmayan, arama motorlarından ışınlanıp o anda zihnindekileri döken bir kitle eklendi. Bunlar zamanlar Hürriyet‘in bomba okuyucu yorumlarını geçmeye başladı. Şimdi evrim geçiren araçlarla etkilerini giderek arttırarak yollarına devam ediyorlar.
Gündemdeki en ciddi konularla bile eğlenip, dalga geçerken durumun vehametinin farkına varamıyoruz. Giderek daha fazla bilginin aktığı bu ortamda bilinçlenmek/bilgilenmek yerine enformatik cehaletin bir parçası haline geliyoruz. Bundan ziyadesiyle mutluyuz ve şikayet etmiyoruz.
Kişisel olarak her geçen gün daha fazla şaşırma yeteneğimi kaybediyorum. Artık kolay kolay beni bir şey şaşırtamıyor. Üretmenin giderek azaldığı, tüketimin çılgın boyutlara ulaştığı toplumumuzda sayıları gün geçtikçe azalan ve kaliteli, rafine bilgi içerikleri üreten kahramanlara çok şey borçluyuz. Umarım onlar da önceki emsalleri gibi bu rüzgarın arasında savrularak yitip gitmezler.
Fotoğraf: National Geographic
Yorumunuz: