
Her geçen gün yeni site engelleme haberleri görmek adetten olduğu için, artık pek rağbet görmüyor. Ne zaman ki büyük ve kullanıcı sayısı yüksek servisler engelleniyor, işte o zaman yeniden sansür tartışmaları alevleniyor. Yakında sanırım bunlar da “adi haber” vasfını kazanarak gözümüze batmamaya başlayacak. Kısacası toplum olarak, ne yazık ki her şeye olduğu gibi sansüre de alışıyoruz. Giderek daha da komikleşen bu süreçte geçmişe baktığımızda ne yazık ki sansür karşı hareketlerin de giderek sığlaştığı ve sıradanlaştığı gözlemleniyor. Myspace ve Last.fm‘in kapatılmasının ardından yaşananlar ise bunun en trajikomik örneği olarak tarihe geçti.
Bugünlere gelirken yaşanan sürece baktığımızda bir şeylerin değişmediğini, hatta giderek daha da vahimleştiğini görmek üzücü. İlk zamanlarda hepimizi ayağa kaldıran engellemeler, önce karar uygulayıcı mercilerin, akabinde klasik ve sosyal medya aleminin, sonra da bizzat sansür mağdurlarının eliyle tam bir komediye dönüştü. İnternet üzerinden heyecanla başlayan sansür karşıtı faaliyetlerin bir türlü gerçek hayat ile entegre olamaması, sanal ortamdaki her sosyal sorumluluk girişimi gibi önce kişisel çıkar çatışmalarına, sonra da bilinç altındaki rant, ego ve ve kişisel PR zerreciklerinin de etkisiyle tam bir şova dönüştü ve başarıya oldukça uzak gibi duruyor.
Enegellemenin yaşandığı gün, FriendFeed’de hızla başlayan eylem yer yer huzursuzluklara sebep olurken, bunun spam olduğu düşüncesiyle report edilince yeni bir tartışma dalgasına yol açtı. Sansüre Sansür Girişimi‘nde yer alanlar ile bunun spam olduğunu düşünenler arasındaki tartışmaların seyri ve üslubu geçmişte yaşananlardan ders alınmadığını gösterirken, ortalığa saçılan hakaretler de bu eylemlere gönül veren insanların iyice inancını yitirmesine yol açtı.
Aklı selim bir şekilde “ne yapabiliriz?”i düşünüp, tartışıp, harekerekete geçmek yerine kerameti kendinden menkul şişkin egolarla, kişisel reklam kokan hareketlerle, diyalog yerine hakaret ve aşağılamalarla önce kendimize sonra da tüm İnternet camiasına onarılması güç zararlar verdiğimizi ne zaman anlayacağız? Gerçekten merak ediyorum… İnsiyatif almak yerine sanal ortamda yapılan iki klavye hareketiyle destek olduğunu sanan ile İnternet’i sadece kendisinden ve çevresinden ibaret gören ve sanal pohpohlamaların etkisiyle kendini kaf dağında bulan zihniyet arasında bir fark göremiyorum. Süreç ilerledikçe bu durumun giderek daha da vahimleşeceğini düşünüyorum. Bu toz duman arasında benzer bir vaka üzerine neredeyse 1 yıl önce söylediklerimi yüzümde acı bir gülümsemeyle hatırlıyorum:
Halen emekleme döneminde olan bu nüfusu küçük sektörde, herkesin kuyruğunun birbirine değdiğinden olsa gerek; samimiyetten, dürüst ve içten diyaloglardan yoksunluk daha ne gibi trajikomik sonuçlara sebebiyet verir bilemiyorum ama, bu yaşanan son vaka bir ders niteliğinde olmalı hepimiz için. Önceleri sansür uygulayanların cehaleti, giderek artan dozda gülme krizlerine sebep olurken; şimdilerde önce kendi içimizden sanal krallar çıkartıp, sonra da onlara karşı sanal donkiştoluklar yaparak, hızla tam bir komedi unsuruna dönüştürüyoruz kendimizi. Olanlardan ders çıkarıp, silkinip kendimize gelmeli, “daha iyi nasıl?” diye kafa yormalı ve buna odaklanmalıyız.
Her zamanki gibi bol bol güldük ağlanacak halimize ama durum gerçekten vahim görünüyor. Bugün konusu geçen bir fıkrada olduğu gibi havanda su dövmeyelim. Burası Türk Cehennemi. İçinde kalmak veya burayı Türk Cenneti’ne dönüştürmek bizim elimizde.
Yorumunuz:
Başlık süper öyle abi internette.
Bu koudan bağımsız bir şey yazmak istiyorum kimse üzerine alınsın istemem internette “sosyal sorumluluk dolandırıcılığı” hızla artmakta.